İranlı karikatürist ve grafik sanatçısı Mesud Şucai Tabatabai, Venezuela’daki dostu, gazeteci ve yazar İvan Lira’ya gönderdiği bir notta, İran’daki mevcut durumun gerçek yüzünü ve ABD ile İsrail’in İran halkına yönelik politikalarını anlattı.
Lira ise bu mesaja bir giriş ve sonuç bölümü ekleyerek, “Ne savaşlar ne tehditler, yalanı dayatamayacak!” başlığıyla yazıyı Venezuela’nın ulusal gazetelerinden El Correo del Orinoco’da yayımladı.
İki sanatçı arasında geçen mesajlaşmada, Tabatabai’nin notunun hiçbir sansüre uğramadan yayımlandığı vurgulandı.
İvan Lira ile Mesud Şucai Tabatabai yazışma:
“İran’ın kalbinden gelen güçlü tanıklığın, El Correo del Orinoco’da eksiksiz biçimde yayımlandığını bildirmek isterim. Metninde yalnızca çok küçük editoryal düzenlemeler yaptım ve Venezuelalı okurlar için kısa bir giriş ve sonuç ekledim. Ancak sesin, anlatımın ve hakikatin tamamen korunmuştur.”
Lira, İran halkının gündelik direnişine ve ulusal egemenliğin savunulmasına dair mesajın artık Venezuela’daki kamuoyunun da gündeminde olduğunu belirterek, “İran halkının gerçek sesinin bir yankısı olma sorumluluğunu yerine getirdim” dedi.
“İran’dan yazıyorum, gerçek sesimiz duyulmuyor”
Yazının devamında İvan Lira, Mesud Şucai Tabatabai’yi kültürel diplomasi ve anti-emperyalist direnişte önemli bir figür olarak tanımladı ve onun mesajını aynen paylaştı.
Tabatabai mesajında, İran’daki koşulları şu sözlerle anlattı:
Bugün Mehr Haber Ajansı’na geldim. Bu ajansın internetini kullanarak bienal, jüri üyeleri ve ödül alanlara ilişkin görselleri kendi sayfamda paylaşmak istedim. Bildiğin gibi ülkem, ABD ve İsrail’in müdahaleleri nedeniyle ciddi sorunlarla karşı karşıya. Trump ve Netanyahu, İran’a karşı bizzat savaş ilan ettiler. Bu acı gelişmeler; bombardımanlar, yaptırımlar ve psikolojik savaşla birlikte halkımızın günlük yaşamını doğrudan etkiliyor.
İran’da, İslam Devrimi’nden 47 yıl sonra ülkeyi terk edip ABD’ye yerleşen bazı kişiler, İsrail’le iş birliği içinde dünyanın farklı yerlerinde İran karşıtı faaliyetler organize ediyor. Bu gruplar, aslan ve güneşli eski bayrağı İsrail bayrağıyla birlikte kullanıyor.
Tüm bunlara rağmen, 12 Ocak 2026’da İran halkı milyonlar hâlinde sokaklara çıkarak bu baskılara karşı protesto düzenledi. Ancak küresel para gücü, sahte haberler ve ağır bir medya ablukası yoluyla halkımızın gerçek sesinin duyulmasına izin vermiyor. Bu mesajın da silinmeye çalışılacağından eminim.
Kanada’da yaşayan ve sürgünde bulunan bazı sanatçılar – örneğin Saman Torabi – İran karşıtı kültürel ve mizahi etkinlikler düzenliyor. Ancak bu kişiler İran’da yaşamıyor. Ben ise ülkede kalan, burada yaşayan insanlarla konuşuyorum. Neyse ki şu an durum sakin. Trump bizi savaşa sürüklemediği sürece ciddi bir sorunla karşılaşacağımızı düşünmüyorum.
İran Karikatür Evi tarafından düzenlenen bienaller, yarışmalar ve sanat salonları faaliyetlerini sürdürmeye devam ediyor. Sergiler halka açık, ödüller zamanında verilecek, görseller ve videolar her zamanki gibi yayımlanacak. Hayat durmadı.
Lütfen bizim sesimiz olun; İran’da yaşayan gerçek insanların sesi. Ülkeyi kaosa ve savaşa sürüklemek isteyen sahte haberlere karşı dikkatli olun. Bu mesajı yayımladığınız için teşekkür ederim.”
Bombaların, yaptırımların ve psikolojik operasyonların halkların iradesini kırmaya çalıştığı bir dönemde, Mesud Şucai Tabatabai’nin sesi, bize şunu hatırlatıyor: Onurun ilk savunma hattı hakikat ve hafızadır.
İran’ın içinden, askeri tehditler, medya savaşı ve bilgi sabotajı altında kaleme alınan bu mesaj, yalnızca bir ifşa değil; bir halkı siyasi ve sembolik olarak haritadan silmek isteyenlere karşı açık bir varoluş ilanıdır.
Emperyalizm “halk adına” konuştuğunu iddia ettiğinde, asıl dinlenmesi gerekenler; kalanlar, üretenler, çalışanlar ve kendi topraklarında direnenlerdir. Tahran’daki mizah, politik karikatür ve kültürel alanların tüm baskılara rağmen ayakta olması, İran toplumunun ne çöktüğünü ne de izole edildiğini göstermektedir. Aksine, ülke kendi anlatısını korumak için topyekûn bir mücadele vermektedir.
Bu sesleri görünmez kılmak ve sözü yalnızca savaş ve yaptırımları meşrulaştıran sürgündeki çevrelere bırakmak kabul edilemez. Bombalamalar, ambargolar ve medya savaşlarını bizzat yaşamış Latin Amerika’dan bakıldığında bu tanıklık, hem hegemonik güce tutulmuş huzursuz bir ayna hem de Küresel Güney halkları arasında etkili bir dayanışma çağrısıdır.
İran’daki gerçek insanların sesi olmak, slogan tekrarlamak değil; her halkın kendi tarihini anlatma, acısını dile getirme ve geleceğine kendisinin karar verme hakkını savunmaktır.
Bu mesajı bir taahhüt olarak yayımlıyorum: İnşa edilmiş yalanları ifşa etmeye, bazı ülkeleri sürekli “sorun” olarak gösteren ama asla “mağdur” ya da “hak sahibi” olarak görmeyen anlatılara karşı mesafeli durmaya dair bir taahhüt.
Tahran’dan gelen bu sözler sansür gürültüsünde kaybolmasın; dolaşıma girsin, paylaşılsın ve tartışılsın. Ta ki savaşın ve toplu yok etmenin normalleştirilmesine karşı yeni bir duvar daha örülene kadar. Çünkü dronlara, kuşatmalara ve nefret kampanyalarına rağmen son sözü hâlâ halklar söylüyor. Ve sanatçılar, gazeteciler ve yurttaşlar bilgi ablukasını kırmaya devam ettikçe, yalan asla kader olarak dayatılamayacak.

yorumunuz